Hepimizin bildiği üzere prematüre retinopatisi (yaygın kısaltması ile ROP) prematüre doğum öyküsü olan bebekleri etkileyen ve tedavi gerektiren durumlarda zamanında tedavi uygulanmadığı takdirde kalıcı körlükle sonuçlanabilecek retinal vasküler bir hastalık.

Asistanlık dönemlerimde kliniğimizde ROP takibi rutin olarak uygulanmaktaydı. Bu nedenle hastalık tanı ve takibi için temel teşkil edecek bilgiyi elde etme fırsatım olmuştu. Hem yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan hastalar olsun hem de dış merkezlerden yönlendirilen hasta grubu olsun, ihtisas yerim olan Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları kliniği ROP açısından uzun yıllardan beri bölgedeki ROP tanı ve tedavi merkezi olarak yerini almıştır.

Ancak benim açımdan ROP ile alakalı dönüm noktası İstanbul Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde göreve başlamam ile olmuştur. Sağlık bakanlığı bünyesinde resmi açıdan gerekli olan bir aylık hizmet içi eğitimden sonra tek göz doktoru olarak hastanede göreve başlamıştım. Hastanenin doğum yoğunluğu yönünden ününü öncesinde duymuştum ancak aktif çalışmaya başladıktan sonra hastane yoğunluğunun duyduklarımdan da fazla olduğunu deneyimledim. ROP tanı ve tedavi merkezi bünyesinde yoğun bir tempoda, ROP ile yoğun mesai geçirerek devam eden süreçte haftada ortalama 60 – 70 civarı prematüre bebek muayenesi gerçekleştiriliyordu. Sonrasında mesai arkadaşım Dr. Gökhan Çelik’in de katılımı ile mevcut yoğunluğu birlikte başarılı bir şekilde yönetiyorduk. İlerleyen zaman içerisinde kliniğimizin ROP eğitim merkezi olarak belirlenmesi ile birçok göz hastalıkları uzmanı meslektaşlarımızı da hastalık tanı, takip ve tedavisi hakkında bilgilendirme fırsatımız da oldu.

Genel olarak bakıldığında, çoğu göz hastalıkları uzman hekimlerin çekince ile karşıladığı bir hastalık ROP. Esasında, hastalığın tanı, takip ve tedavisi ile alakalı dünya genelinde kabul gören standart kriterler göz önünde tutulduğunda ROP ile ilgilenmek sanıldığı kadar korkutucu olmaktan uzak bir durum. Ancak, doğal olarak yıllar içerisinde kazanılan tecrübe konunun ipuçlarını fark etmeyi ve dolayısı ile hangi olguda nasıl yaklaşım gerektiğini anlamayı daha kolay kılmakta. Her ne kadar ROP, retinal vasküler hastalıkların içerisinde yer alsa da, klinik davranışı, progresyon özelliği ve prematüre bebekte mevcut diğer problemler ile ilişkisi açısından fark oluşturmakta. Bu yüzden her olguyu kendi içerisinde ve mevcut sistemik faktörlerle değerlendirmek, diğer retina vasküler hastalıklara kıyasla bu hastalıkta daha titiz ve dikkatlice gerçekleştirilmeli.

Halihazırda öğretim üyesi olarak çalıştığım Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları kliniği ROP tanı ve tedavi merkezi bölgede konu ile alakalı refere merkez durumunda. Hem hastane yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan hem de ayaktan ROP için muayeneye gelen, ayrıca tedavi amaçlı yönlendirilen prematüre bebeklerin takip ve tedavisi yoğun biçimde gerçekleştirilmekte.

Ülkemizin dört bir yanında bu hastalığın tanısı, takibi ve tedavisi ile uğraşan birçok meslektaşımız mevcut. Ayrıca konu ile ilgilenen ve ilgilenmek isteyen hekim sayısı da günden güne sevindirici şekilde giderek artmakta. Ancak bu artış doğal olarak da hastalığın doğru zamanda tedavi edilmesini de gerekli kılıyor. Endikasyon zamanının iyi belirlenememesi durumunda ortaya çıkabilecek kötü klinik sonuçlar hekimleri medikolegal açıdan birçok olumsuzluklarla başbaşa bırakabilmekte. Burada bahsedilmesi gereken diğer önemli bir konu ise ülkemizde batılı ülkelere kıyasla daha büyük prematürelerde tedavi gerekliliği olan ROP gelişimi. Uzun zamandır ROP ile uğraşan meslektaşlarımızın sıklıkla müşahade ettiği bu durumu, ROP ile ilgilenmek isteyen veya bulunduğu hastanede ROP muayenesine başlama durumunda olan hekim arkadaşlarımızın sürekli akıllarında tutması gerekli gözükmektedir. Klasik ROP olgularına kıyasla bu tip olgularda henüz birinci ayı dolmadan şiddetli ROP kliniği gözlenebilmekte. Bu yüzden, özellikle yenidoğan uzmanının olmadığı dış merkezlerden ilk ROP muayenesi için müracaat eden bu tarz olgularda doğum sonrası ikinci veya üçüncü haftalarda muayene yapmak, tedavi gerekliliği olan bu tip bir ROP olgusunun erken tespitini sağlayacaktır. Bu durum azımsanmayacak oranda karşımıza çıktığından altını çizmek istedim.

Son olarak şunu belirtmeliyim ki ROP ile uğraşmak büyük bir özveri ve hekimin vicdanına esir olmasını gerektiren bir hastalık. Hayat boyu süren bu hastalığın ortaya çıktığı minik yavrularda görme duyusunun gelişimine vesile olmak ve daha sonraki yaşlarda karşımızda görme yetisi çok iyi olan, etrafına gülücükler saçan, eğlenen prematüre çocukları görmek bana göre bir hekimin mutluluk duyabileceği en güzel şey. İnsanoğluna sunulan her duyu önemlidir ancak bir çin atasözünde söylendiği gibi “Bir şeyi bir kere görmek, bin kere işitmekten değerlidir”.



Doç. Dr. Murat Günay
Karadeniz Teknik Üniversitesi, Tıp Fakültesi

Türk Oftalmoloji Derneği
LookUs & Online Makale